Her şeye geç
kaldığım gibi bu yazıya da geç kaldım. Şimdi olayların en başına gidelim demek
olmaz zira kalıp cümleler kurarak, yanlış beden, yanlış hayatlar, yanlış tercihler
diye uzar gider konu. Onun için ben bu trans(erkek) geçiş sürecinde neler yaptım
bi bakalım.
Herkesi bir
kenara bırakıp kendime açılmakla başladım. Lezbiyen ya da eşcinsel
değildim, kendimi biliyordum. Ama neydi ben de ki durum bunu takiben yirmi
yaşımda öğrendim. Evet biraz geç kaldım ama okul bitsin, şu bitsin o bitsin
derken kendimi kandırdım ve bekledim. Uzun çaplı araştırmalar sonucu bir sürü
LGBT derneklerine ulaştım ve bu durumla ilgili çeşitli röportajlar izledim.
Hepsi de benim yıllardır kendime kurduğum cümleleri bana anlatır gibilerdi.
Yalnız olmadığımı ve bu durumun artık toplum içinde yavaştan kabul gördüğünü
görünce heyecanlandım, biraz da ağlamış olabilirim. Ben tüm bu karmaşanın içinde
gelip giderken bir gün ‘gezi parkı’ eylemleri patlak verdi. Nasıl heyecanlandık
nasıl ümitlendik anlatamam. Belki LGBT camiasının görünür olma günüydü bu gün.
Durur muyuz biz de attık kendimizi kalabalığın arasına. Islıklar, sloganlar,
kalabalık, arkadaşlık derken bir gün fuzuli bir sebepten yıllardır görmediğim
çocukluk arkadaşımın evine gittik. Sonra o da takip eden günlerde ki eylemler
de bizimleydi. Bir gün yine eyleme katılmak için heykel önünde
buluştuk, bekledik bekledik kalabalık bir türlü harekete geçmedi biz de oturduk
eski günlerden konuşmaya başladık. Derken o bana açıldı ben aslında kendimi
erkek gibi hissediyorum dedi –ki ben onu mahalle dönemimden bilir, adını
konduramaz durumumuza örnek alır ve biraz da olsa özgür olma halini
kıskanırdım. Ben de açıldım aslında ben de böyleyim ve bizim gibi insanlar da
var bak bir grup bile kurmuşlar derken eylem yalan olmuş biz kendi cumhuriyetimizi
çoktan kurmaya başlamıştık bile. Edindiğim bilgileri ona aktardım, en çok
rahatsız olduğumuz meme konusunu binder almakla biraz olsun hafifletecektik ve
ilerleyen dönemde binder alıp dümdüz bir göğüs kafesine sahip olduk!
Gezi parkının
ruhumu bilinmez bizi ilerleyen dönemler için daha da heyecanlandırdı. Bu
heyecanla son vites gidiyordum artık ve bir gün arkadaşımla annemin arkadaşına
açıldık. ‘Ben zaten seni küçüklüğünden beri biliyorum, annene defalarca söyledim
inanmadı’ diyerek bizim yanımızda olduğunu söyledi. Tabii durur muyuz, bu öz
güvenle bir gün annemin arkadaşı birden patladı ve senin çocuğun böyle, artık kabul et
diye. Annem şok oldu tabii, bağırdı çağırdı, etek giyse, saçlarını uzatsa, biraz
kız gibi olsa bunlar olmayacak demeye başladı. Uzun konuşmalar, ağlaşmalar, ben
buyum deyip çıldırmalar sonucunda annem çok da inanmasa kabul etmiş gibi
görünüp konuyu kapattı. İlerleyen günlerde kabul etmediğini bunun bir özenti
olduğunu ve çocukluk arkadaşımın kafamı karıştırdığını söyleyerek konuyu uzattı
durdu. Kendimi ifade edemedim aylarca, doktora götürmeyi ve bu durumdan
kurtulacağımı söyledi durdu. Ben zaten aksi bir çocukluk geçirdim –ki bu
durumumu etrafıma açılamamakla olduğundan yüzde yüz emindim. İyice fevri
oldum, ona buna sataşıyordum, hiçbir şey beni yüzümde sakal çıkması ya da sesimin
kalınlaşması kadar mutlu edemeyecekti. Tüm bu gelgitler arasında sosyalleşememe, kalabalık korkusu, o bu derken küçük bir kavganın
arkasından evi terk ettim. Burada kimse suçlu değil elbet, herkes
şu aşamaya kadar bir çok hata yaptı ve ben iyi ki o gün eve tekrar dönmemişim.
Evden ayrılalı bir buçuk sene oldu ve aralık ayında sürecimi başlatalı bir sene
olacak. Her ne kadar süreç yavaş gitse de hormon almaya çok az kaldı, artık test
sonuçlarından başka bir şey yok beklediğim!
Şuraya küçük bir not düşeyim; evden
ayrılmak ya da başka yollara baş vurmak etrafınızın sizi kabul etmesinde bir
etken değil. Her şeyden önce ailenizin desteği ile çıkın bu
yola, aileniz sizi kabul ederse toplumun kabul etmesi daha kolay oluyor!...
( Eğer kırmızı renkli yazılara tıklarsanız sizi kelimenin anlamı olan sitelere yönlendirecektir. )